Her şey sahte ve çok kolay göreceli olarak. Uçsa da, gazı bitince,yere düşüp patlayan balonlar gibi ilişkiler-iletişimler.
Hüzünle bakıyorum yüzlere. Bir boşluğa bakar gibi. Yüzeyin altı,çeşitli oranlarda boşluk. Kimisi: Otlarla, kurumuş çiçeklerle süslenmiş, parfümlerle desteklenmiş. Öylesine güzel-görkemli.
        Bir türlü beceremedim salt yüzeyi yaşamayı. Bazen iyi,
Bazen de mide bulandırıcı. Ama hep yorucu-acıtıcı olduğu kesin. Eğlendiğim-gülümsediğim zamanlar da oluyor. Daha çok sıkılıyorum-sıkılıyorum…..
   Mendilleri düşünüyorum. Çocukluğumun renk-renk, çeşit-çeşit, çiçeklerle, desenlerle bezenmiş. Süslü, albenisi bol, boy boy .Ütülü-mis kokulu,tertemiz,güzelim mendilleri. Dilersen? İçine anıları doldurup,bir ömür boyu saklayabileceğin mendiller.
        Bayramlarda,arasına ya para ya da şeker-çikolata konularak,verilirdi bize mendiller. Annelerimiz,okula giderken,mutlaka ceplerimize koyardı,o mendilleri. Babalarımızın kocamandı,ceketlerinin ya göğüs ya da yan ceplerine sokuluveren mendilleri.
   Ayrı dilleri-öyküler-anlamları vardı. Genç hanımların ki bir başkaydı. Dantellerle süslü,hoş kokulu,kaygan ipektendi.Bir türlü,düzgün katlayamazdım,annemin mendillerini.
        Sonra:Birdenbire ne oldu bilmiyorum?Kağıt mendiller-peçeteler girdi yaşantımıza.Sağlık açısından,kullan at mantığı geldi.Nereye ve ne çabuk kaçtı kumaş mendiller? Farkında olmaksızın,günlük yaşamımızın parçası oldu kağıt mendiller-peçeteler-havlu kağıtlar.
        Sanki onlarla birlikte,iletişimler,insan ilişkileri de değişti.Koptu gitti bir şeyler.Kağıt mendiller gibi,kullanıp atıyoruz birbirimizi.Hem de daha ne olduğunu anlamadan. Bazen de,bilerek izin veriyoruz ya da dayatılıyor.
        Düşünüyorum da:İnsanların birbirini kağıt mendiller gibi kullanıp atılır görmeleri,çok acı.Yani,KAĞIT İNSAN OLMAK.Bir saniyede harcanmak.
     Güzelim mendillerle mi kaçıp gitti iletişim?Kimse konuşmuyor,konuşamıyor birbiriyle.Televizyonu suçlardık, konuşmamızı engelliyor diye. Sevdiği dizi olduğu gün,kimse eve konuk gelsin istemezdi.
   Geçenlerde kardeşimin bir tümcesiyle irkildim. ‘Evde üç kişiyiz. Üçümüz de odalarımızda, bilgisayarlarımızla başbaşayız. Ben oyun oynuyorum.Diğerleri,arkadaşlarıyla chat´leşiyorlar.’ Dedi.
      Evet,şimdi artık böyle olduk. Gittikçe yalnızlaşıyoruz. Kendimizle de baş başa değiliz. Bize empoze edilen hayatları,ya dizilerden ya da sanaldan yaşıyoruz.
        Ah şu sanal?Ne yuvalar yıkıyor,ne ilişkileri bitiriyor?Ve de ne korkunç felaketlere yol açıyor? Öyle inanılmaz şeyler duyuyorum ki…
        Teknolojiye asla karşı değilim.Hatta,benim için,harika bir kolaylık,destek ve özgürlük.
        Akülü sandalyemle,birçok işimi kendim yapıyor, gereksinimlerimi karşılayabiliyorum. Harika bir mutluluk benim için. Elektronik başka araçlarım da var.Beni sandalyeme kaldırıp-oturtan.
    Özel durumumdan dolayı, kalem kullanamıyorum. Tek elim, tek parmağımla da olsa,bilgisayar kullanıyor. Şiirlerimi-yazılarımı, kolayca yazabiliyor. İstediğim herkese-her yere anında ulaşabiliyorum. Hiçbir ilişki mi ve iletişimimi de,olumsuz etkilemiyor.
     Bilinçli kullanıyorum ben.İnsanları,kağıt mendiller gibi görmediğim için.Aileme zaman ayırıyorum.Arkadaşlarım ve konuklar geldiğinde, kapatıyorum bilgisayarımı.Öyle eve de kapanmıyorum.Sosyal hayata katılıyorum.Ve çantamda hem kağıt,hem de kumaş mendiller taşıyorum.
Nilgün ACAR
GÜNLÜĞÜMDEN – 17